Şehrinaz Keskin

Şehrinaz Keskin

[email protected]

"Bir Şehit Çocuğunun Başarı Hikâyesi: Acıdan Güce Uzanan Yol"

18 Mayıs 2026 - 18:02 - Güncelleme: 18 Mayıs 2026 - 18:08

Değerli okurlarım,
Bu topraklar, kanla sulanmış, canlarla yoğrulmuş bir vatandır. Her karışında bir yiğidin son nefesi, bir ananın gözyaşı, bir evladın yetim kalan bakışı vardır. Bugün 19 Mayıs'ta, Atatürk'ün Samsun'a ayak bastığı, kıvılcımın çakıldığı günde; bağımsızlık ateşini yakanların mirasçıları olarak, bu uğurda canlarını feda edenlerin emaneti olan evlatlarına kulak vereceğiz.
Hepimizin sıkça duyduğu ve söylediği bir söz “Şehitler Ölmez” Evet, şehitler ölmez. Çünkü onların hikayesi evlatlarının hayatında yaşamaya devam eder.
Sizler de bilirsiniz bazı hikâyeler vardır; sadece bir hayatı değil, bir milletin hafızasını anlatır.
Ve bugünkü köşe yazımda bir şehidin emaneti var…



Ömer Dündar PEKACAR
 Babası bu vatan için canını feda ettiğinde o henüz bir çocuktu.

Bugün ise kendisi bir baba ve önemli bir kurumda üst düzey yönetici.
Ama onun hikâyesi sadece bir başarı hikâyesi değil.
 Bu, bir şehit evladının gururu, sabrı ve sorumluluğuyla yazılmış yaşam öyküsü.

Şimdi gelin, bir şehit çocuğunun gözünden vatanı, hayat mücadelesini, başarılı olma yollarını,  ve ülke gündemini birlikte okuyalım.
Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz? Çocukluğunuz nasıl geçti? Şehit evladı olarak büyümek hayatınızı nasıl şekillendirdi?
Çocukluğumun iki farklı evresi var. 10 yaşına kadar diğer bütün çocuklar gibi mutlu bir çocuktum. Ancak babamın şehit edildiği gün, çocukluğumu da öldürdüler. O gün, küçük bedenim büyüdü ve adamlığa terfi etti. O günden sonra bir daha çocuk gibi düşünemedim, çocuk gibi yaşayamadım. Annemin ve ağabeyimin büyük fedakarlıkları ve bir şehit çocuğu olmanın derin sorumluluklarıyla büyüdüm.
Şehit çocuğu olmanın sorumluluğunu ilk ne zaman hissettiniz? Bu kimlik hayatınızdaki kararları nasıl etkiledi?
Babamın tabutuna örtülmüş Türk Bayrağını gördüğüm o ilk an, üzerime yüklenen sorumluluğu hissettim. Çünkü ancak uğruna ölenlerin üstüne örtülürdü bayrak. Babamı toprağa verdiğimizde, “Onun yarım kalan mücadelesini devam ettirmeliyim" düşüncesi zihnimi ve kalbimin tamamını ulvi bir hisle doldurdu. Ve ben o andan sonra "Bayrağa sahip çıkmak" ve "Şehitlerimize layık olmak" kriterlerini hayatımın her anında uygulamaya koydum.
Şehit aileleriyle ilgili önemli bir vakıfta görev alıyor, bir dernekte başkanlık yapıyorsunuz. Yaptığınız çalışmalardan biraz bahseder misiniz?
Milli ve manevi değerlerinden kopuk bir toplum inşa ederek, bizi her türlü işgale karşı daha açık ve daha savunmasız kılmak adına, her gün sahneye konan yüzlerce dahili ve harici senaryo ve saldırıyla karşı karşıyayız. Özellikle çocuklarımız ve gençlerimiz görünür ve görünmez tehlikelerle kuşatılmış durumda ve eğer onların yüreğine dokunmazsak, milli ve manevi değerleri onlara aşılamaz ve gönüllerinde hakim kılmazsak ve bir an bile mücadele etmekten vazgeçersek, kaybedeceğiz!
Şehadet olgusu ekseninde, şehitlik ve gazilik kavramlarını daha görünür ve daha duyulur kılarak yürüttüğümüz proje, faaliyet ve etkinlikler ile insanları kazanabilir, bakış açılarını değiştirebilir ve onları topluma daha faydalı bireyler olarak kazandırabiliriz. Bu amaçla; okullarda konferanslar vermek, şehitlerimizin isimleriyle kütüphaneler kurmak, okullarda satranç sınıfları kurarak, çocuklara satranç oynamayı öğrettikten sonra şehitlerimizin isimleriyle satranç turnuvaları düzenlemek, düzenli bir şekilde halka açık alanlarda şehitlerimizin hayrına lokma dağıtımları yapmak, şehitlerimize ilişkin ödüllü şiir ve kısa hikaye yarışmaları düzenlemek, öğrencilerimizden şehitlerimize mektuplar yazmak gibi yüzlerce proje ve faaliyetimiz düzenli bir şekilde yapılmaktadır.
Bugün Türkiye’nin önemli bakanlıklarından birinde yönetici konumuna gelmenizde sizi motive eden en önemli şey neydi?
Devlet kimileri için soyut bir kavramdır. Kimileri içinse uğruna can verilen kutsaldır. Ben de bu düsturla büyüdüm. Çalıştığım kurum devletin malını yöneten kurum. Devletin malı demek, 86 milyon vatandaşımızın istikbali demek. Beni motive eden en büyük güç, yetimin ve öksüzün hakkını gözeterek, devletin imkânlarını millete en verimli şekilde ulaştırma arzusudur. Her başarılı proje, her doğru karar, attığım her imza, babama ve tüm şehitlerimize vefa borcunu ödemektir diye düşünüyorum.
Kuşadası'nda görev yaptığınız dönemde çalıştığınız kurumu su basmış. O gün büyük bir faciayı önlediğiniz kamuoyu tarafından bilinmekte. Bize o günü anlatır mısınız?
Bir pazar günü evde dinleniyordum. Çoğu zaman yaptığım gibi o gün de devletin işi beklemesin, vatandaş mağdur olmasın düşüncesiyle kuruma giderek çalışmaya karar verdim. Kurumun önüne vardığımda her tarafın su içinde olduğunu fark ettim. Kapıyı açtığımda tavanın her yanından su aktığını, her tarafın su altında kaldığını gördüm. Telefonla bir kurum çalışanını arayarak ilgililere haber vermesini söyledim ve bilgisayarları, dosyaları kurtarmak için içeri girdim. Bilgisayar ve dosyaları güvenli bir yere çekmeye başladım. Yarım saat kadar sonra bir çalışan geldi ve içeri girdiği gibi onu elektrik çarptı. "Müdür bey elektrik çarptı" diye bağırınca ben de dışarı fırladım. O an elektriği kesmeden içeri girdiğimi fark ettim. Elektriği kesip tekrar içeri girdik. O gün çalışmak için kuruma gitmemiş olsaydım, üst katın su borularının patlaması nedeniyle muhtemelen pazartesi günü içeride kurtarabileceğimiz tek bir dosya, bilgisayar veya başka bir şey kalmamış olacaktı.
Okurlarımız, sizin ülke gündemi ve siyasi konulardaki düşüncelerinizi de öğrenmek istiyor. Geçmişte Türkiye’de farklı dönemlerde “çözüm süreci” veya “açılım” politikaları gündeme geldi. Şu an “Terörsüz Türkiye” hedefi söz konusu.  Bir şehit evladı olarak bu süreçleri nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce bu hedefe ulaşmanın en doğru yolu nedir?
Geçmişteki "açılım" süreçleri iyi niyetliydi fakat unutmamak gerek ki terör sadece silah bırakmakla değil, eğitim, istihdam ve kültürel entegrasyonla da aşılacaktır. "Terörsüz Türkiye" için en önemli unsur "güçlü devlet, güçlü millet" birlikteliğidir. Terörsüz Türkiye Projesi ilk açıklandığında çok karmaşık duygular yaşadım. Bir yanda babam ve tüm şehitlerimizin intikamı vardı, bir yanda bir daha hiç kimsenin şehit olmaması... Yaşadığımız acıyı bir daha kimse yaşamasın, analar evlatsız, çocuklar babasız kalmasın diye, acımı içime gömdüm ve bir devlet projesi olan Terörsüz Türkiye Projesi’ni destekledim. Şehit yakınları ve gazilerin bu süreci desteklemesi çok önemlidir. Çünkü şehit yakını ve gazilerimize rağmen yürütülecek bir sürecin başarıya ulaşma şansı yoktur.
Türkiye’nin geleceği için Ömer Dündar PEKACAR’ın hayalindeki “Terörsüz Türkiye” nasıl bir ülke?
50 yıldır bütün kaynaklarımızı teröre harcadık, onbinlerce güvenlik görevlisi ve vatandaşımızı şehit verdik. Terör belasını tarihe gömdüğümüzde, daha büyük, daha güçlü, daha muktedir bir Türkiye olacak. Bütün mazlum coğrafyalarda beklenen biziz. Mazlumun umudu olduğu gibi, zalimin korkusu da biziz. Mazluma umut, zalime korku olmak için, vatandaşlarımıza daha müreffeh bir hayat sunabilmek için, çocuklarımız için hayal kurabilmek, gençlerimize yaşanılabilir bir Türkiye sunmak için bu sürecin başarıya ulaşması elzemdir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sıkça vurguladığı “milli birlik ve beraberlik” söylemi terörle mücadelede sizce toplumda yeterince karşılık buluyor mu?
Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın söyleminlerinin toplumda karşılık bulduğuna inancım tam. Fakat "sosyal medya çatlağı" ve "siyasi kutuplaşma" nedeniyle yeterince hissedilmediğini söyleyebilirim. "Birlik" kelimesinin sadece söylemde değil, günlük hayatta pratikte yaşanması gerektiğinin önemli olduğuna inanıyorum.
Şehit yakınlarının Meclis’te bulunması sizce siyasette daha fazla milli hassasiyet oluşmasına katkı sağlar mı?
Kesinlikle sağlar. Şehitlik olgusunu daha görünür ve daha duyulur kılmak, terörle mücadelenin psikolojik ve sosyolojik harekâtına, milli birlik ve beraberliğimize katkı sağlayacağı mutlak bir gerçektir. Bu nedenle, şehit yakını ve gaziler için özel kontenjan veya "milli hassasiyet temsilciliği" şeklinde bir modeli destekliyorum. Şehit yakınları için "parti üstü" bir kimlikle hareket edilmelidir. Eğer TBMM’de şehit yakınlarının daha güçlü temsil edildiği bir kontenjan veya özel temsil modeli oluşturulsa, bu Türkiye’de siyaseti de olumlu etkileyecektir.
Sizi tanıyan birçok kişi, hem şehit evladı kimliğiniz hem de yöneticilik tecrübeniz nedeniyle ülke yönetiminde daha aktif rol almanız gerektiğini söylüyor. Toplumun yadsınamaz bir kısmı da sizin gibi başarılı ve idealist isimlerin mecliste, bakanlık düzeyinde görev almasının hem sembolik hem de toplumsal açıdan güçlü bir mesaj olacağına inanıyor. Bu beklentilere nasıl bakıyorsunuz?
Vatan için bedel ödeyenler, vatana en çok sahip çıkanlardır. Bu yüzden de en yetkili makamları en çok hakkedenlerdir. Şehit yakını ve gazilerimizin niteliğine uygun üst düzey görevlere getirilmesi önemli ve gereklidir. Bunu "bir vefa borcu olarak değil, bir sorumluluk olarak" görüyorum. Ancak "makam değil, hizmet" odaklı bir anlayışım var. Nerede olursam olayım şehit ailelerinin sesi olmaya devam edeceğim.
Eğer bir gün ülke yönetiminde daha üst düzey bir sorumluluk üstlenme fırsatınız olursa, şehit aileleri ve gaziler için hayata geçirmek isteyeceğiniz ilk politika ne olurdu?
Eğitim, istihdam ve sosyal alanda birçok projem mevcut. Şehit çocuklarına yönelik kapsamlı eğitim ve istihdam garantisi programı önceliğimdir. Üniversite, iş, konut ve sağlık alanlarında şehitlerimizin tüm geride kalanlarını kapsayan tüm hizmetlerin tek çatı altında toplandığı bir model düşünüyorum. Kamu ve özel sektör işbirliği ile mezuniyet sonrası istihdam garantisi sağlanan bir politika oluşturulması, kamudaki ailelerimize kıdem terfi avantajı sağlanması, TÜBİTAK, üniversiteler ve vakıflar işbirliği ile bilim ve liderlik kamplarının düzenli olarak yapılması,
Şehit yakını/gazi çalıştıran işverene SGK primi muafiyeti, çalıştırılan her kişi için kurumlar vergisi indirimi, kamu ihalelerinde avantaj sağlanması, ailelerimize girişimcilik için hibe+kredi desteği sağlanması gibi çok projem var. Ayrıca her şehit ve gazi ailemize ömür boyu psikososyal destek sağlanacağı bir model projelerim arasında yer alıyor. Şehit ve gazi ailelerimize özel bir psikolog desteği süresiz sağlanmalıdır.
Gençlere, özellikle şehit çocuklarına vermek istediğiniz bir mesaj var mı?
Sevgili gençler, şehitlerimizin izinde yürüyün. Emin adımlarla yürüyün ama yürürken kendi izlerinizi de bırakın. Devletiniz sizinle, milletiniz sizinle. Yalnız değilsiniz.
Son olarak babanız bugün sizi görse size ne söylerdi?
Babam bana şunu söylerdi:
"Ben bu topraklar için canımı verdim. Sen ise canını bu topraklara adadın. İkisinin arasında fark yoktur. İkisi de şehadettir. Benim adım mezar taşında. Senin adın ise bu devletin kapısında yazıyor oğlum. Bu yüzden imza attığın her evrakta, açtığın her kapıda, çözdüğün her dertte benim kanım canlanıyor.
Makam insanı büyütmez, insan büyütür makamı. Sen makamı değil, milletini büyüt oğlum.
Benim sana vasiyetim: Eğer bir gün bulunduğun makam seni büyütürse, o makamdan in. Eğer o makam milletini büyütürse, o makamda canını dişine takarak çalış. Çünkü bizim soyumuzda "makam" değil, "vatan" vardır. Bizim kanımız, o makamın tapusudur..."
Değerli Ege Olay okurları,
Bugün okuduğunuz röportaj; acının değil gururun hikâyesiydi.
Bir evladın babasının hatırasını onurla taşımasının hikâyesi…
Başta bu kahraman babanın aziz hatırası olmak üzere, şehitlerimizi rahmet, minnet ve saygıyla anıyor 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı’nı kutluyorum.


 

YORUMLAR

  • 1 Yorum