Bunun nedeni genellikle açlık ya da irade eksikliği değildir; beslenmeye eşlik eden suçluluk duygusudur.
Küçük bir kaçamak, tüm süreci boşa çıkarmış gibi hissettirdiğinde motivasyon hızla kaybolur.
Besinler yasaklandıkça onlara yüklenen anlam büyür, suçluluk arttıkça devam etmek zorlaşır.
Oysa sağlıklı beslenme; hatasız ilerlemekten çok, tökezlediğinde kendine yüklenmeden yoluna devam edebilmektir.
Kalıcı değişim de tam olarak bu anlayışla mümkün olur.
Bu nedenle yapılması gereken, beslenmeyi geçici bir kontrol listesi gibi görmek yerine günlük yaşamın doğal akışına dahil etmektir. Her öğünü telafi ya da ceza aracı olarak değil, dengeyi yeniden kurma fırsatı olarak ele almak gerekir. Plan dışına çıkılan bir gün sürecin başarısız olduğu anlamına gelmez; asıl önemli olan, bir sonraki adımı suçlulukla değil sakinlikle atabilmektir. Esnek bir yaklaşım benimsendikçe, beslenme üzerindeki baskı azalır ve sürdürülebilirlik artar. Çünkü gerçek başarı, mükemmel günler biriktirmek değil; zor zamanlarda bile kendinden vazgeçmemeyi öğrenmektir.



YORUMLAR