MHP Milletvekili Kalyoncu;"Hayvan Haklarını Dile Getirdi"

EGEOLAY/Milliyetçi Hareket Partisi İzmir Milletvekili Prof. Dr. Hasan KALYONCU “Hayvanların Haklarının Korunması ile Hayvanlara Eziyet ve Kötü Muamelelerin Önlenmesi ve Alınması Gereken Tedbirlerin Belirlenmesi Amacıyla konuşma yaptı.

MHP Milletvekili Kalyoncu;"Hayvan Haklarını Dile Getirdi"

EGEOLAY/Milliyetçi Hareket Partisi İzmir Milletvekili Prof. Dr. Hasan KALYONCU “Hayvanların Haklarının Korunması ile Hayvanlara Eziyet ve Kötü Muamelelerin Önlenmesi ve Alınması Gereken Tedbirlerin Belirlenmesi Amacıyla konuşma yaptı.

MHP Milletvekili Kalyoncu;
17 Ocak 2020 - 18:15

Kalyoncu yaptığı açıklamada,
 

Bu araştırma komisyonu, Mecliste bulunan bütün partilerin ayrı ayrı verdikleri önergeler üzerine kurulmuştur. Bundan anlamamız gereken şey, belki sonunda ulaşacağımız noktayı göstermesi bakımından ibretliktir. Bütün parti grupları, siyasi düşüncelerimizdeki farka rağmen, hayvanlara eziyet ve kötü muamelenin toplumsal bir sorun haline geldiğini ve hayvanların korunması gereken hakları olduğunu tespitte aynı görüşe sahiptir. Bu uzlaşma takdire değer görünse de, aynı zamanda toplumumuzun üzücü derecede bir yozlaşmayla karşı karşıya kaldığı gerçeğinin farkına varmamız açısından da önemlidir.

Hayvanlara eziyet eden insanların daha yoğun ve acımasız şekilde insanlara da eziyet ettiğini, kamuoyuna yansıyan haberlerden hepimiz izliyoruz. Türk milleti olarak hayvan hakları ile ilgili böyle bir sorunumuzun varlığına şaşırdığımı ifade etmeliyim.

Biz toplum olarak ahırdaki ineğe, ata, karakaçana, kapıdaki karabaşa ve hemen dibimizdeki kediye adlar veren ve hatta gurbetten yazılan mektuplarda ailenin fertleri gibi hal ve hatırlarını soran insanlardık. Türk kültürüne baktığımızda, evcil hayvanlarının sadece ekonomik veya fonksiyonel değerleri ile değil, can taşıyan birer varlık olarak görüldüğüne şahit oluruz. Hatta şehirlerde kuşların bakımına hizmet eden vakıflar kurmuş bir medeniyetin çocuklarıyız. Ağır kış şartlarında yaban hayvanlarına bile yem vermek için zahmetlere giren insanlarımızın varlığını da göz ardı edemeyiz.

Bu ruhu, toplumun geniş kesimlerinin hala koruduğunun fakındayız ve biz o kültürün ve değerlerin sürdürücüsü Türk milletiyiz.Milli kültürümüzün temel motifi halini almış olan İslam inancı da, tabiatla uyumlu yaşamayı ve ister evcil ister yabani olsun bütün hayvanlara şefkat ve ihtimamla davranmayı gerektirmektedir.

Kur’an-ı Kerim’de, ekosistemin önemli üyeleri olan hayvanlara verilen önem hemen fark edilir.Kur’an’ın bazı sureleri çeşitli hayvan adlarını taşır. Ayrıca, Kur’an’ın çeşitli yerlerinde, çeşitli hayvanlardan bahsedilir. Bu Kur’an-ı Kerim’in hayvanlara verdiği değerin göstergesidir.Kur’an’ın hayvanlarla ilgili dikkat çekici bir ifadesi de, hayvanların da bizler gibi “ümmet” olduklarının ifade edilmesidir.

İslami gelenek ve kaynaklarda özel ve önemli bir kavram olan “ümmet”in, Enam Suresi 38’inci Ayetinde hayvanlar için de kullanılması gerçekten dikkat çekicidir:“Yeryüzünde yürüyen hiçbir hayvan ve iki kanadıyla uçan hiç bir kuş yoktur ki, onlar da sizin gibi birer ümmet olmasınlar. Biz Kitapta hiç bir şeyi eksik bırakmamışızdır. Sonra onlar Rablerinin huzuruna toplanacaktır”.

Elmalılı Hamdi Yazır’a göre, sürünen, uçan, koşan bütün hayvanlar hepsi aslî yaratılışları ve varlık nizamlarıyla ilâhî kudretin birer delili ve hikmet kitabının ayetleridirler. Bütün hayvanların böyle birer ayet olduğunu anlamak ve benzerliklerden sonuç çıkarmaya çalışmak da insanın vazifesidir. Peygamber Efendimizin bildirdiğine göre, hesap gününde “boynuzsuz koyunun boynuzlu koyundan hakkını alacağı” bir hakikattir. Peygamberimiz fiilen çevrecilik yapmış, çeşitli vesilelerle Müslümanlara bu konuda tavsiye ve öğütler vermiştir.

Hz. Peygamber kendi devrinde çevreciliği bir siyaset haline getirmiştir.

Bizim hayvan hakları meselesine bakışımızı Türk kültürü ve İslam ahlakının yaklaşımı çerçevelemektedir.

Burada raporunu değerlendirdiğimiz Araştırma Komisyonunun kuruluş gerekçesi olan hayvan hakları denilince, konunun magazin boyutunun öne çıkartıldığı ve fayton atları ile sokak hayvanlarına indirgendiği görülmüştür. Meselenin bundan ibaret olmadığı, ortaya çıkan raporla ayrıntılı biçimde açıklanmaktadır.

Her şeyin başında, hayvanlara karşı eziyet ve kötü muamele yapılmasının önüne geçilmelidir. Bu canlar bizim için can yoldaşıdır.

Hayvanlara her türlü fiziksel zarar verenlere karşı yaptırımların caydırıcı düzeye getirilmesi ve tavizsiz uygulanması gereklidir. Hayvanlara karşı işlenen suçların ceza kapsamına alınması gereklidir. Ancak şehirlerimizin sokaklarını, önce sahiplenilip bakamayınca terk edilmiş hayvanların doğal yaşam alanı haline getirmesinin de hem güvenlik hem de sağlık açısından getirdiği riskler vardır. Bu anlamıyla dünya uygulamaları da incelenerek hem insan hem de hayvanlar için sürdürülebilir bir modelin oluşturulması gereklidir. Dolayısıyla merkezi hükümetin burada sorumluluk alması gereklidir. Sokaklarda hayvan popülasyonunun hızla artmasının önüne geçilmelidir.  Bunun için kısırlaştırma çalışmalarının bir an önce tamamlanması gerekmektedir. Kısırlaştırma işlemlerinin bitirilmesinin ardından hayvan sahiplenme işlerinin düzenlenmesi ve hayvanlara mikroçip etiket ve kimlik uygulamaları sorunun tamamen çözülmesi anlamına gelmektedir.

Bugün dünyanın her yerinde nesli tükenme tehlikesi altında olan birçok hayvan ve eziyete uğrayan birçok canlı mevcuttur. Bunun en son örneği açık ve net olarak Avustralya’da kendini göstermiştir. Söylemde hayvan sever olan dünya Avustralya’da ki deve katliamına sessiz kalmaktadır. Sebep her ne olursa olsun bu katliamı şiddetle kınıyorum. Orda öldürülen develer rahatlıkla bölgeden tahliye edilebilirdi.

Hayvanların korunması için kanunlar oluşturmanın yanında emniyet birimleri içerisinde bir birim oluşturulması gerekmektedir. Ve bu birim sadece koruma amacıyla oluşturulmamalı aynı zamanda kurtarma ve acil tıbbi müdahaleyi de yapabilecek bir birim olmalıdır.

Hayvan ve doğa sevgisinin çocuklarımıza aşılanması gerekmektedir.

Bu durumu da gerçekleştirecek olan birim ise Milli Eğitim Bakanlığıdır. Fakat ders müfredatlarına göz gezdirildiğinde biyoloji ders saatlerinin azaltıldığı net olarak görülmektedir.

Biyoloji ders saatlerinin artırılması ve müfredatın yeniden düzenlenmesi gerekmektedir. Sadece üniversiteye hazırlık değil aynı zamanda yeşil bir geleceğe hayvan ve bitkileri korumaya hazırlık da düşünülmeli ve eğitim bu yönde yapılmalıdır.

Bu eğitimler ana okullarından başlatılmalı, değerler eğitimine önem verilmeli, çevre ve hayvan sevgisi yanında Türk Milletinin değerleri de çocuklarımıza öğretilmelidir.

Aynı zamanda çocuklarımıza bu cennet vatanımızda var olan her şeyin korunması ve geleceğe aktarılması gerektiği benimsetilmelidir.

Vatan sevgisinin sadece bir kara parçası ile sınırlı olmadığı tüm değerlerinin korunması ve yaşatılması gerektiği öğretilmelidir.

           

Aile, çocuk için doğal EĞITMENDİR, okul ise profesyonel rol oynayan eğitmendir.

Dolayısıyla okullar salt bilgi vermeyi hedefleyen kurumlar değil, bireyi hayata hazırlayan beceriler de kazandırmayı amaçlar. EĞITICI KOL ÇALISMALARI BIREYI HAYATA HAZIRLAYAN CALISMALARDAN BIRIDIR.

Hayvanları Koruma Kolu eğitsel kol çalışmaları kapsamında aktif hale getirilerek, özel gün ve haftalarda okullar, belediyeler ve diğer kuruluşlar arasında etkinlikler, barınak ziyaretleri düzenlenmeli, okullarda çıkarılan dergi ve gazetelerde etkinliklere ve hayvan hakları konusuna yer verilerek, okullarda film, belgesel vs. gösterimleri uygulanmalıdır.

Tüm bunların yanında mükemmel bir kanun yapmak da sorunların çözümünde yeterli değildir.

Çıkarılan kanunların işleyişini incelemek için denetimi mekanizması sağlanmalıdır.

Denetim doğru ve düzgün yapılmadıktan sonra hedeflenen amaca ulaşmak mümkün olmaz.

Ayrıca oluşturulacak olan yasal düzenleme suçu önleyici mahiyette ve caydırıcı nitelikte olmalıdır.

Katkıda bulunduğumuz Komisyon Raporu hayvan hakları ile ilgili eksiklikler ve yapılması gerekenleri kapsamlı şekilde ortaya koymuştur.

Önemli bulduğum birkaç hususu özellikle buradan paylaşmak istiyorum:

Hayvanları Koruma Kanunu’nun adı “Hayvan Hakları Kanunu” olarak değiştirilmelidir.

Popülasyon kontrolü amacıyla öncelikle şehirlerdeki sahipli ve sahipsiz hayvan sayısının, coğrafi olarak dağılımı tespit edilmeli ve buna göre hareket edilmelidir.

Hayvanlara yönelik yapılan bir hayvan neslini yok etme, öldürme, acımasızca eylemlerde bulunma, cinsel istismar ve dövüştürme eylemleri suç kapsamına alınmalı, ev hayvanını terk edenlere idari para cezaları artırılmalı ve hayvan sahibi olması engellenmelidir.

Cezalandırılmada sahipli-sahipsiz hayvan ayrımı son verilmelidir.

Hayvanlarla ilgili eğitici yayınlar zorunlu yayın kapsamında tekrar yayınlanmalıdır.

Kaçak avcılıkla etkin mücadele edilmeli, kaçak avcılık kabahat değil suç kapsamına alınmalıdır.

Yaban hayatının korunması ve sürdürülebilirliğinin sağlanması gerekmektedir.

Ülkemizde kürk hayvanı üretimi ve ithalatının yasaklanması gerektiği değerlendirilmelidir.

Faytonların ulaşım amacıyla kullanılmaması, ulaşım gereksinimi olan bölgelerde ivedilikle elektrikli ulaşım araçlarının kullanımına geçilmelidir. Faytonlarda kullanılan atların da rehabilitasyon merkezlerine alınması gereklidir.

Eğitimde, deney hayvan kullanımının azaltılması için üniversitelerde deneylerde alternatif bilimsel yöntemlerin kullanılması teşvik edilmelidir.

Öğrencilerin, profesyonel düzeyde bile olsa bir canlıya zarar vermeye veya öldürmeye zorlandıklarında insan dışı canlıların yaşamına duyarlılıklarını kaybetmesi önlenmelidir.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak bizim hayvanlara karşı işlenen suçların Ceza Kanunu kapmasına alınması yönünde tavrımız net olup, bu durum liderimiz Devlet Bahçeli tarafından kamuoyu ile paylaşılmıştır. Ve Sayın Genel başkanımızın ifadeleri ile Hayvanları Koruma Kanunu’nda ihtiyaç duyulan iyileştirmeleri de kesinlikle sağlayacağız. Hem insan hem de hayvan katilleriyle mutlaka hesaplaşacağız. Dedi

YORUMLAR

  • 1 Yorum