Beko: Türkiye, en kötü sendikalaşma oranı ve düşük toplu iş sözleşmesi kapsamıyla OECD ülkelerinin sonuncusudur

EGEOLAY/Cumhuriyet Halk Partisi İzmir Milletvekili Kani Beko’nun TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda TBMM Bütçesi üzerine konuşma yaptı.

Beko: Türkiye, en kötü sendikalaşma oranı ve düşük toplu iş sözleşmesi kapsamıyla OECD ülkelerinin sonuncusudur

EGEOLAY/Cumhuriyet Halk Partisi İzmir Milletvekili Kani Beko’nun TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda TBMM Bütçesi üzerine konuşma yaptı.

Beko: Türkiye, en kötü sendikalaşma oranı ve düşük toplu iş sözleşmesi kapsamıyla OECD ülkelerinin sonuncusudur
08 Kasım 2019 - 12:22

Kani Beko Yaptığı Açıklamada;
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekilinin bir soru önergesine vermiş olduğu yanıttan Türkiye Büyük Millet Meclisinde çalışan personelle ilgili son bilgileri aldık. Öğreniyoruz ki Türkiye Büyük Millet Meclisinde hâlâ 16 taşeron firma personeli çalışmaktadır. Ayrıcı, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 4'üncü maddesi kapsamında istihdam edilen 4/A statüsünde 1.995, 4/B statüsünde 990, 4/D statüsünde sürekli işçi 963 personelin, 6253 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı İdari Teşkilatı Kanunu'nun 30'uncu maddesi kapsamında 1.795 sözleşmeli personelin görev yaptığı vurgulanmıştır. 4/D statüsünde sürekli işçi olarak çalışan 963 personelin 743'ünün taşerondan kadroya geçen, 220'sinin ise kaldırılan Başbakanlıktan kuruma geçen personel olduğunu da öğreniyoruz. Öncelikle, Meclisin hâlâ taşeron firma personeli çalıştırmasının doğru olmadığını vurgulamak istiyorum. Bu arkadaşlarımız da derhâl kadroya geçirilmelidir. Ayrıca, sürekli işçi kadrosuna geçirilen işçilere uygulanacak olan ücret ile diğer mali ve sosyal hakların 696 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 127'nci maddesi ile 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'ye eklenen geçici 23'üncü maddenin (6)'ncı fıkrasında düzenlendiğini ve sürekli işçi kadrosuna geçirilen işçilerin ücretleri ile diğer mali ve sosyal haklarının buna göre düzenlendiği belirtilmiştir. Ancak yapılan açıklamada, taşeron işçiye kadronun kanun hükmünde kararnameyle düzenlenmesi Anayasa'ya aykırıdır. OHAL kanun hükmünde kararnameleri sadece olağanüstü hâlin gerektiği konularda olabilir. Sendikalarla ve Mecliste görüşülmeden kanun hükmünde kararnameyle yapılan düzenleme taşeron sorununu çözmemiştir; aksine, yıllarca devam edecek adaletsizlikler ve yeni sorunlar yaratmıştır. Taşeron kanun hükmünde kararnamesi gerek kapsamı ve gerekse kadroya geçiş koşulları nedeniyle adil ve hakkaniyetli değil. Partizanlık ve ayrımcılık yaratacak bir nitelik taşımaktadır. Hükûmetin tüm taşeron işçilere koşulsuz kadro sözü gerçek çıkmamıştır. 696 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'yle taşeron işçilerin büyük çoğunluğu kadrolu kamu işçisi olmamıştır. Belediye ve il özel idarelerinde çalışan yaklaşık 450 bin taşeron işçiye kamu işçisi kadrosu verilmemiştir. Bu işçiler yerel yönetimlerin şirketlerinde işçi olacaklardır. KİT'lerde ve bazı özel bütçeli kuruluşlarda çalışan taşeron işçiler de kapsam dışında tutulmuştur. Bu konunun tüm yönleriyle ele alınması ve düzeltilmesi önemlidir.
Sendikalaşma konusu da bizim açımızdan çok önemlidir. Türkiye, en kötü sendikalaşma oranı ve düşük toplu iş sözleşmesi kapsamıyla OECD ülkelerinin sonuncusudur. OECD verilerine göre Türkiye'de 2017 yılı için sendikalaşma oranı yüzde 8,6, 2016 yılı için toplu iş sözleşmesi kapsamı ise yüzde 7'dir. Kamu görevlileri sendikalarının ve konfederasyonlarının üye sayılarına göre 2019 Temmuz istatistiklerine baktığımızda kamuda sendikalaşma oranının daha yüksek olduğunu görüyoruz. Bu rakam yüzde 66 ama bu rakam da yeterli değildir.
Türkiye'de sendikal hak ve özgürlüklerin anayasal ve yasal güvence altına alınmış olduğu unutulmamalıdır. O nedenle de, genel anlamda sendikalaşmanın önündeki tüm engeller kaldırılmak ve işçi, memur, emekli tüm kesimlerin sendikal hakları korunmalıdır.
Değerli milletvekilleri, vergi sadece kamu harcamalarını finanse etmek için alınmamaktadır; aynı zamanda ekonomide sağlanan değerin daha adaletli paylaşılmasına, gelir dağılımını iyileştirmeye yönelik olmaktadır. Verginin bu ikinci özelliği "kapsayıcı büyüme" başlığı altında son dönemde birçok ülkenin maliye politikası amaçları içinde yer almıştır. Orta vadeli programlarda vergi politikasının kapsayıcı büyüme politikalarını destekleyecek şekilde tasarlanacağı ve uygulanacağı açıklanmıştır. Dar ve sabit gelirli geniş kesimlerin beklentisi, çağdaş ve adil bir vergi sisteminin oluşturulmasıdır. Türkiye'de uygulanmakta olan tüm vergi kanunlarında öncelik vergi adaleti sağlanması olmalıdır.
Doğrudan ve dolaylı vergilerin en büyük ödeyicisi olan işçileri işverenlerle aynı oranlarda vergilendirmek haksız ve adaletsiz bir uygulamadır. Ücretlilerin üzerindeki vergi yükünün ağırlığı ve olumsuz etkisi, işçinin eline geçen net ücretin vergi kesintileri nedeniyle yılbaşına göre geçen sürede giderek gerilemesidir. Ücretli çalışanın bir yandan enflasyon nedeniyle satın alma gücü gerilerken öte yandan artan vergi oranı nedeniyle net ücreti azalmaktadır. Aylık brüt geliri 4.500 TL olan bir işçi 2019 yılında gelir ve damga vergisi toplamı olarak 9.359 TL ödemektedir. Diğer bir ifadeyle, on iki aylık çalışmasıyla elde ettiği net gelirin yaklaşık üç aylık karşılığı kadar vergi ödeme yükümlülüğüyle karşı karşıya kalmaktadır.
Türkiye'de aylık brüt 2.558 TL olan asgari ücretin neti bekâr olan işçi için 2.020 TL'dir ve bu tutara asgari geçim indirimi dâhildir. Asgari ücretli bir işçi bile yıllık 4.552 TL gelir ve damga vergisi ödemektedir.

Türkiye'de vergi alanında yapılacak reform ancak ücretliler aleyhine var olan bu adaletsiz yapının değiştirilmesiyle mümkün olacaktır. Öncelikle emek üzerindeki vergi yükünün azaltılması ve verginin geniş kitlelere adil bir şekilde yansımasının sağlanması gerekmektedir.”Dedi.
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum