Evren hassas bir denge ile ayakta durur ve bu hassas dengelere kitabımız kuranı kerim çeşitli ayetlerde dikkat çeker. Denge en kaba hatlarıyla şöyle açıklanır. Evrende her cismin bir çekim kuvveti vardır. Cisimler atomlardan oluşur. Her elementin atomları farklı miktarda elektron ve protondan oluşur. BÖYLECE her cimin çekim gücü kütlesiyle orantılı olarak kendine özgü şiddettedir. Evrendeki her cismin çekim gücü ile birbirlerine olan mesafeleri evrenin ayakta kalmasını sağlar. Çekim gücündeki bir artma evrenin büzüşüp çökmesime mesafenin artması ise evrenin dağılmasına yol açar.
İnsan bedeni evrenin.minyatür bir kopyasıdır ve insan vücudunun tıpkı evren gibi hassas dengeleri vardır. Vücut direnci artırmak kolay bir iş değildir. Vücudumuzu bir bütün olarak.ele almak gerekir ve sağlığımızı etkileyen her etmeni, sağlığımızı olumlu yönde etkileyecek forma sokmayı gerektirir. Vücudun iç dengesinin iyi olması gerekir. Yani homeostasın iyi bir durumda olması gerekir. Öyle şu otu kullan bu çayı iç maalesef ki direncimizi yükseltmeye yeterli gelemez. Büyük bir emek ister ve bu emeğin bir çok ayağı vardır. Homeostası sürdürebilmek vücudumuzda bazı girdiler gerekir. Vücudun iç dengesini etkileyen etmenler nelerdir? Tüm bunları bilip, ona göre davranmamız gerekir.
İnsan vücudunun dengesini etkileyen etmenler şunlardır
Hava, su, toprak
Beslenme
Uyku
Işık- renkler
Dünyanın biyolojik ritmi
Ses, stres, spor
Beslenmenin insan için ne kadar gerekli olduğunu hepimiz biliyoruz. Biliyoruz çünki aç kaldığımızda hemen halsizleşiyor ve güçten düşüyoruz. Beynimiz karıncalanıyor ve uyuşur gibi oluyor. Beyinsel olarak intikal süremiz ve tepki süremiz uzuyor. Aynı durum uykusuz kaldığımızda da vuku buluyor. Strese girdiğimiz de de benzer durumlar oluşuyor. Moralimiz bozukken enerjimiz düşüyor ve dikkatimizi dağınık olabiliyor. Stresle baş edebilmek bazı kişisel özellikler gerektirse de; sosyal olmanın, spor yapmanın ve bir sanatla uğraşmanın, hatta bir hobi edinmenin bile çok faydasını görüyoruz. Uzun süren stressel durumlarda bağışıklığımız olumsuz etkileniyor. Allah inancının da stresle baş etmede önemli olduğunu biliyoruz.
Vücudumuzun iç dengesi, yani homeostas için uyku ve beslenme olmazsa olmazımızdır. Çünki bu dengeyi ayakta tutan hormonlar beslenme sonucu aldığımız besin ögeleri ile yapılır ve iç denge için gerekli olan enerji de besinlerden sağlanır, vücudumuzdaki tamirat ve büyüme için de besin ögeleri gerekir. İç dengenin dengede olabilmesi icin sirkadyen ritmimizin düzenli çalışması çok önemlidir. Sirkadyen ritimse uyku ve uyanıklılık durumumuzu ayarlar. Biyolojik ritim, vücutta gerçekleşmesi beklenen biyolojik değişimlerin 24 saatlik döngüsüdür. Bu döngünün içinde vücut ısımız, tansiyonumuz, uykumuz, sindirim salgılarımız gibi oluşumlar yer alır. Bu nedenle yemek saatlerimizden uyku saatlerimize kadar biyolojik saatimizle uyumlu yaşamamız sağlığımızı olumlu etkiler. Düzenli hayat yaşayan insanların daha sağlıklı olması da bu nedenledir. Vücut direncimiz de bundan nasibini alır. Gündüz ve gece yani karanlık ve ışık ile senkronize bir biyolojik saatimiz vardır ve bizim biyolojik saatimiz ile dünyanın biyolojik saati ve dünyanın kullandığımız saati birbiri ile uyum içinde ahengle çalışır. Dünyanın biyolojik saatini; dünyanın manyetik enerjisi, güneş ışınları ve güneşin çekim kuvveti, aynı zamanda ayın ışığı ve ayın çekim kuvveti oluşturur. Namaz saatleri ve vakitleri buna göre ayarlanmıştır ve her ezan vaktinde dünyanın biyolojik ritminde bir farklılık oluşur. Bu farklılıklara kendi biyolojik ritmimizi uyumlamak için yönümüzü dünyanın manyetik enerjisinin en kuvvetli olduğu Kabe yönüne dönerek namaz kılarız. Namaz rekatlarının çok yahut az olması bu enerjinin gücü ile doğru orantılıdır. Namaz böylelikle insanın biyolojik saatini olumlu etkiler. Dolayısıyla sağlığını da olumlu etkiler. Namazın beş vakit olmasının temelinde insanın bu faydası yer alır. Dünya
İle vücudumuz arasındaki uyum öyle kuvvetlidir ki saate hiç bakmadan saatin kaç olduğunu bilebiliriz, hatta çoğunlukla belirli bir saatte kalkmak için yattığımızda tam o saatte uyanırız. Karanlıkta melotonin hormonu salgılanır, bu hormon uyku hormonudur ve büyüme hormonunu aktive eder. Büyüme hormonu çocuklarda büyümeyi sağlarken yetişkinlerde vücudun yenilenmesini sağlar, böylece sağlıklı kalmamıza hizmet eder. Sağlığımız için bu uyumu bozan etmenlerden kaçınmak gerekir, yani gece uyumak gündüz aktif bir hayat sürmek gerekir. Bu nedenle küçük bir ayrıntı gibi gözükse de kullandığımız saatlerde değişiklik yapmamamız gerekir, yani saatleri ileri geri almamak gerekir. Saatleri ileri, geri almak dünyanın saati ile biyolojik saatimizi uyumsuzlaştırır. Her ne kadar bir süre sonra bilinç düzeyinde alışıp uyumlandığımızı düşünsek de aslında uyumlanmak söz konusu değildir çünki güneş ışınları ile oluşan dünyanın saati ile bu ışınlara göre ayarlanan biyolojik saatimiz uyumsuz hale gelir. Güneş en tepedeyken saat öğlenin onikisi olmalıdır. Bu yüzden belki beyinsel olarak bilinç düzeyinde uyum sağladığımızı düşünüyoruz ama biyolojik olarak uyum sağlamak söz konusu olamıyor ve bu bizim iç dengemizde bir dengesizlik yaratıyor. Bizim biyolojik ritmimizi dünyanın elektromanyetik enerjisi de etkiliyor.
Vücut direncimizin iyi bir durumda olması için toprak, su ve havamızın temiz olması çok önemlidir. Bu üçünden herhangi birisini kirletmek diğerlerinin de kirlenmesi demektir. Hava kirlenirse hava ile temas eden toprak yüzeyi bundan etkilenir fakat yağmur ve karla bu etkilenme en üst seviyeye çıkar. Her türlü sanayi kirliliği ve tarımda kullanılan ilaç ve gübreler toprağı kirletir. Toprak kirlenirse topraktaki kirlilikler buharlaşma ile havaya geçer ve bir kısır döngü oluşur. Toprak ve havadan birisinin kirliliği diğerini de kirletir. Her ikisinin kirliliği ise yeraltı sularına karışır. Vücudumuzun bu kirliliklerden nasibini alması.sağlığımızı a dan z ye olumsuz olarak etkiler. Çevre kirlilikleri vücudumuza girdiğinde yağ dokusunda depolanır çünki bunların çoğu yağda eriyen moleküllerdir.
Beslenme ile vücut direncimize nasıl katkı sağlayabiliriz?
Vucudumuzu etkileyen tüm olumsuz etkileri beslenme ile bertaraf etmek isteriz ve bekleriz fakat bu bir dereceye kadar mümkün olur.Vucudumuzu etkileyen her bir etmenin, vücudumuzu olumlu yönde etkilenmesin sağlayabildiğimizde sağlığımızı iyileştirebilriz. Beslenmeyi ele aldığımızda durum şöyledir.
Her şeyden önce yeterli ve dengeli beslenmemiz gerekir. Bunun için de öncelikle karışık ve çeşitli beslenmeliyiz. Karışık beslenmeden kastettiğim, beslenmemizde hem hayvansal hem de bitkisel yiyeceklerin yer almasıdır. Çeşitli beslenmeden kast ettiğim ise, ister hayvansal.kaynaklı olsun, isterse bitkisel kaynaklı olsun, yiyecek tercihlerimizde hep aynı yiyeceği değil, aynı gruptaki yiyecekleri değistire değiştire yemektir. Örneğin et.yiyeceksek , bir gün tavuk yiyorsak başka bir gün kırmızı et , diğersi gün balık yemek gibi. Bitkisel yiyeceklerde ise söz gelimi bir gün ıspanak yiyeceksek diğer gün karnabahar, başka bir günse kereviz yemek gibi. Bir hafta bunları yediysek diğer hafta pırasa, yer elması, lahana yemek gibi hep değiştire değiştire yemek gerekir. Bu faydalıymış diyerek hep aynı şeyi yememek gerekir çünki yiyeceklerin hepsinde de faydalı olan bir çok madde vardır. Kansızlığımızın olmaması gerekir. Kansızlık vücut direncini düşüren en önemli etmenlerdendir. D vitaminimizin normal aralıkta olması gerekir. Kan değerimiz 30 ile 100 aralığında olmalıdır. Vücudumuza yeterli miktarda omega 3 yağ asitleri almamız da çok önem arz eder.. Bunun için haftada iki kere omega 3 ten zengin yüzey balıklarını tüketmemiz gerekir. Bunlar ise hamsi, istavrit, palamut, gümüş balığı, kolyos veya uskumru ve sardalyadır. Dip balıkları ağır metal içerir. Balıktan sonra bir miktar tahin tüketmek ağır metali azaltmamızı sağlar. Probiyotik ve prebiyotik beslenmeye dikkat etmemiz gerekir. Prebiyotik beslenme posali beslenmedir ve barsaklarımızda faydalı mikroorganizmaları çoğaltır. Probiyotik mayalı beslenmedir ve barsaklara ek faydalı mikroorgsnizma sağlar. Bağırsaklarımızda faydalı mikroorganizma çeşitliliği ve çokluğu vücut direncimizi yükseltir, psikolojimizi olumlu etkiler. Psikolojimizin olumlu etkilenmesi vücut direncimizi yükseltir. Ben bugün şu otu kaynatın için, bunu kemirin demeyeceğim. Bunun yerine geleneksel beslenmeye dikkat çekeceğim. Tencere yemeklerine önem verilmesi gerektiğini söyleyeceğim.. Geleneksel beslenmede çokça kullanılanlara dikkat etmek gerekir diyorum ki, bu dikkatin ilk sırasını soğan teşkil eder. Soğanın her yemeğin içine girmesi tesadüf değildir ve yemeklerde yağ ile kavrulmaması gerekir. Soğanı kavrurarak şifalı etkisini yok ettiğimiz gibi zararlı hale de getirmiş oluruz. Dilimizde soğan ekmek yemek diye bir bir yerleşik cümlemizin olması boşuna değildir ve sadece maddi durumun kötülüğünü ifade etmek için söylenmiş de değildir. Gerçekte soğanın sağlığa olan yüksek faydasına binaen söylenmiş bir sözdür. Keza ekmek için de aynı şeyi söylemek mümkün çünki buğday henüz gdo'lulaşmadan üretilen ekşi mayalı ekmekler bizlerin sağlığına sağlık katıyordu ve vücut direncini de yükseltiyordu. Şu anda kullandığımız mayalar ise GDO lu ve ekşi mayanın sağladığı faydalardan maalesef ki uzak. Bir de C vitamininden bahsetmek istiyorum. C vitamini hem kolajen üretiminde hem de glutatyon üretiminde kullanıldığı için bağışıklığımızda çok önem.arz eder. Bu nedenle meyvelerden turunçgiller, kivi, kızılcık, kuşburnuya, sebzelerden yeşil yapraklı sebzeler ve biberlere önem vermek gerekir. Zerdeçalda kurkumin, zencefilde gingerol, çörekotunda bulunan timol, kekikte karvakrol ve timol, karanfilde öjenol, sarımsakları alisin gibi hem antimikrobiyal hem antioksidan maddelerden yararlanmak gerekir. Ihlamurun yumuşatıcı, sakinleştirici, toksinlerden temizleyici etkisinden de faydalanarak vücut direncimize ek katkı verebiliriz.
Sporun sağlığımıza olan etkilerini bir önceki yazımda anlatmıştım. Spor vücut direncimizi bir çok yönden olumlu etkiler. Bunu nasıl yaptığını bir önceki yazımı okuyarak öğrenebilirsiniz.
Tüm bunların dışında vücut direncini etkileyen başka unsurlar da vardır ve bu unsurlar çok da etkilidir. Bunlardan birisi sestir. Bir diğeri toprak, bir diğeri havadır ve bir diğeri de sudur. Sırayla gidecek olursak önce sesi anlatmak istiyorum.
Ses ve sesin tonu insan vücudu için önem arz eder. Biliyoruz ki psikolojimiz yani duygularımız vücut sağlığımızı olumlu ve olumsuz yönde etkiler. Ses ise duygularımızın oluşumunda yer alır. İnsan değişik sesler çıkarabildigi için konusabilmistir.. Sözler, kelimeler ifade ettikleri anlamları ile bizde duygu oluştururken sözcüklerin söylenirken nasıl bir edayla söylendigine göre de aynı sözcüğe farklı anlamlar yükleriz. Bu durum o kadar ileri düzeyde yaşanır ki dili öğrendiğimiz bebeklik çağımızda sözcüklere anlam yüklememizde en etkili ip ucumuzu oluşturur. Yetişkinlik dönemlerimizde de kelimelere böyle anlamlar yükleriz. Aynı kelimelerden oluşmuş bir cümlenin samimi, içtenlikle ve artniyetsiz mi söylendiğini, yahut kinayeli, bazı artniyetlerle mi söylendiğini, bize laf mı vurdurulduğunu böyle anlarız ve bu konuda öyle ustalaşırız ki karşımızdaki insanın niyetini hemen anlarız. Öyleyse ses ve sesin tonlamalarının da ayrı bir dil olduğunu söyleyebiliriz ve ses bizim psikolojimizi doğrudan etkiler. Sesi sadece konuşma sesi olarak değil bütünen ele almak gerekiyor. Doğadaki sesler de bizi olumlu ve olumsuz yönde etkiler ve kıyametin de son aşamada bir sesle oluşacağını Kuranı Kerim bize söyler... Doğadaki seslerin varlığından ilham alarak insan müziği bulmuştur. Bethovenın doğadaki seslerden ilham alarak besteler yaptığını biliyoruz. Aynı durum Chopinin bestelerinde de görülür. Müzik ritimsel ses frekanslarından oluşur ve evrende yaratılmış olan canlı cansız her şeyin bir ritmi vardır. Belli ritimlerde titreşim hızı vardır. Müziği değişik enstüromanlarla yaparız fakat hiç enstrüman olmadığında kendi sesimizi kullanarak da yapabiliriz ve konuşmamızda aslında bir nevi müziktir. Òzellikle söz söyleme sanatından şiir konuşmanın da müzik olduğunun ispatıdır, çünki ritimseldir. Bu nedenle de yazım sanatında, edebiyatta en üst katmanda yer alır. Bu bakımdan en üst seviyede kitabımız Kuranı Kerim gelir. Kurandaki bütün sureler ritimseldir ve her birinde farklı ses uyumu olduğu gibi kimi sureler kısa kısa cümlelerden kimisi ise uzun cümlelerden oluşmuştur. Ritimsel olmasının temelinde bunlar yer alır. Kitabımızda bulunan sureler içerdikleri ritme ve sıklıkla tekrarlanan seslere göre, bizim vucudumuzu etkilediği gibi, evrendeki sistemi de etkiler. Evreni etkilemesi nedeniyle de dileklerimiz gerçekleşir. Bu nedenle belli isteklerimiz için belli sureler okunur çünki her surenin ritmi ve ses ahengi başkadır, böylece frekansı da başkadır..Ses vücudumuzu etkilediğine göre kendi çıkardığımız seslerden de kendimiz etkileniriz. Öfkeli ve yüksek seske konuştuğumuzda hiddetimiz öfkemiz artar. Bu duruma keskin sirkenin küpüne zararı olur ata sözü dikkat çeker. Üzüntülü yahut neşeli konuşmalarımız bizi olumlu yahut olumsuz yönde etkiler.
Vücudumuzda, bağrımızın tam orta yerinde timus bezi vardır. Bu bez titresimlerle aktive olur. Aktive olduğunda bağışıklığımız artar çünki bu bez bağışıklık hücreleri üretir. Bu nedenle ağıt yakılırken bağrına vura vura haykırmak burayı aktive ediyor denir ve doğrudur. Şarkı söylemek ve konuşmak da timus bezine etki eder. Konuşurken ve şarkı söylerken sesimizi pesten yada tizden kullanmak farklı etkiler yaratır. Sesimizin bir kısmı bizim vücudumuzda yankılanır bir kısmı dış dünyaya ulaşır. Pesten konuştuğumuzda bağrımızda yankılanır ve burada bulunan organları etkiler yani kalbi, akciğeri ve timus bezini etkiler. Tizden konuştuğumuzda ses tellerinden yukarıda yankılanır yani başımızda yankılanır ve beyni etkiler, peki neden böyledir dediğimizde çok şaşırtıcı sonuçlarla karşılaşırız. Sesimizi kullanırken bilinçli bir tercihle değil, kendiliğinden doğal olarak, eğer üzgün ve karamsar bir ruh halinde isek pesten konuşuruz. Sevgiyle ve mutluluk duygularıyla dolu olduğumuzda ise tizden konuşuruz. Bunu en iyi bebekleri severkenki konuşmalarımızda görebiliriz. Onlarla sesimizi incelterek konuşuruz. Tizden konuşurken beynimizdeki mutluluk merkezlerini titreştiririz çünki bebeğe olan sevgi duygusuyla konuşurken o esnada beynimizin mutluluk ve sevgi kısmı aktifleşmiştir ve halihazırdaki aktif yere ilave bir titreşim vermek o kısmı daha da titreşitir. Böylelikle mutluluk duygusuna verdiğimiz cevap bizi daha da mutlu kılar. Tersinden yani karamsar ve üzüntülü oldugumuzda beynimizin mutsuzlukla ilgili olan kısmı aktiftir ve pesten ses çıkarmamız neticesinde sesimiz bağrımızda yankılanırken, beyindeki bu kısımlar ek bir titreşim almamış olur. Neresi ek titreşim alır? Timus bezi, sesimiz ile ilave bir titreşim alır. Karamsar ruh hali iç organlarimızın çalışmasını olumsuz yönde etkilerken bizler pesten çıkardığımız seslerle bu organlarımıza olumlu bir destek vermiş oluruz. Kan dolaşımı bundan olumlu yönde etkilenir. Kendi çıkardığımız sesler bile bize yaratımın hep iyiliye, yaşamın devamlılığına, varlığa, var olmaya doğru hizmet ettiğini gösterir ve bu nedenle üzüntümüzü yahut mutluluğumuzu konuşarak yahut şarkı söyleyerek ifade etmek bizi iyileştirir. Bu nedenle dışa dönük olan insanlar daha sağlıklı olur. Müziğin şifasını da böyle ele almak gerekiyor. Üzgün olduğumuzda şarkı söylemek şarkılar kahirlı olsa bile söyleyene iyi gelir çünki bağrımızı titreştirir. Ritimsel olan titresimler uygun titreşimdeki organları aktive eder. Bu bakımdan çakralar bize yol gösterir. İnsanda yedi çakra vardır her biri bir organa tekabül eder. Her organın frekansı farklıdır, yani titreşimi farklıdır. En aşağıda yer alan kök çakra 174 hz frekans ile, en tepede olan tepe çakramız ise 852 hz frekans ile titresir. Akupunktur ve yoga ile şifalanma buradan temelini alır ve renkler de bu sistemin içine girer. En alttaki kök çakramız kırmızıdır ve yukarılara doğru renk maviye döner .Renklerde en büyük dalga boyu kırmızıda en küçük dalga boyu mavidedir ve biliyoruz ki dalga boyu ile frekans ters orantıdadır. Müzikte değişik frekanslarda sesler kullanılır. Buna göre değişik organların şifalanmasında değişik müzikler kullanılır. Tümata adlı müzik grubu ülkemizde müzikle tedavi konusunda çalışmalar yapıyor. Türk müziğindeki makamların her birisinin farklı organlara iyi geldiği biliniyor. Benzer etkiler klasik batı müziğinde de biliniyor. Suya farklı müzikler dinletildiğinde, yahut farklı tonlamalarla konuşulduğunda, su moleküllerin aldığı şekillerin fotoğrafı; sesin molekülleri nasıl etkilediginin
ispatı ve yol göstericisidir. Bu bakımdan bebeklere dua okumanın ve müzik dinletmenin ne kadar önemli olduğunu anlayabiliriz. Çeşitli dualar okunan suyun yahut besinlerin şifa içerdiği düşüncesinin temelini bunlar teşkil eder ve bunlar bize hurafe olarak gösterilerek yararlanmamız engellenir. Buradaki püf noktasını şöyle belirlemek gerekir; rahatsızlandığımızda doktor kontrolündeki tıbbi tedaviyi yaptıktan sonra tüm bu anlattığım etkenleri yardımcı olarak kullanabiliriz.ve de kullanmalıyız. Bebeklere söylenen ninilerdeki tekrar sesleri de seslerin bizzat kendisinin bize verdiği psikolojik etkinin ispatıdır ve bu tekrar seslerinde e e e e ve hu hu hu hu kullanılması tesadüf değildir. Bu bakımdan seslerin dar yahut geniş olması yahut yumuşak ses yahut sert ses olması bizi duygu olarak farklı etkiler. A ve E gibi geniş sesler bize ferahlık ı ve i gibi dar sesler sınırlanmışlık duygusu verir. R , t, k gibi sert sesler bizde rahatsızlık m l s y v gibi yumuşak sesler bizlerde huzur rahatlık oluşturur. Kelimeler, anlamlarının ötesinde içerdikleri seslere göre bütünsel bir enerjisi ihtiva eder.. Herhangi bir cisme veya kavrama o cisme uygun sesleri içeren bir kelime oluşturulmuş olması gerekir. Bir dilin esas üstünlüğü burada yer alır. Örneğin su kelimesi gibi. Su kelimesini baz aldığımızda s sesi ile başlaması ve u sesi ile bitmesi suyu sembolize eden kelime olarak seçilmesinin uygunluğuna hayret etmemizi sağlar. Türkçede böyle cisme yahut kavrama cuk oturmuş çok fazla kelime vardır. Her dilde de vardır ama görülüyor ki Türkçe bu bakımdan birkaç tık önde gidiyor. Önde gitmesi bu yolla vücudumuza daha fazla katkı sağlıyor demek oluyor.
Toprak, su ve havanın durumu da sağlığımıza etki eder. Topraktan çıkan besinler ile, havanın oksijeni ile, suyun suyu ile sağlık buluruz. Fakat bunlara bir de negatif iyonu ilave etmemiz gerekiyor. Negatif iyon havada bulunan güçlenmiş oksijen molekülüdür. Yani ilave bir elektron kazanmış oksijen demektir. İlave elektronlu oksijen nasıl oluşur dediğimizde en büyük kaynak olarak yer kabuğunu görürüz. Dünyanın elektromanyetik enerjisi negatif iyon kaynağıdır ve yüksek rakımlarda manyetik enerji ile birlikte negatif iyon artar. Ormanlarda negatif iyon bol bulunur. Bitkiler de negatif iyon üretir. Bu nedenle buralada yaşayan insanlar daha sağlıklı olur. Bunu yanında hareketli su da havaya negatif iyon verir. Dalgalı denizler şelaleler ve ırmaklar negatif iyon kaynağıdır. Havadaki nem.oranının yükselmesi negatif iyonu azaltan bir etmendir. Yüksek rakamlarda nemin azalması negatif iyona hizmet eden bir başka etmendir. Negatif iyonlar vücudumuzda antioksidan görevi görür yani havadan bol miktarda antioksidan alabiliriz. Antioksidanla antienflamatuar etkileri ile bize sağlık verir ve ömrümüzü uzatıp yaşlanma hızımızı azaltır. Vücudumuzun daha dirençli olmasını sağlar. Psikolojimizi düzeltir, Tüm hormonlarının daha düzenli salgılanmasına sebep.olur. Spor faaliyetlerinin vucudumuza olan faydalı etkisini yükseltir. Spor yaparken metabolizmamızın hızlanması nedeniyle oluşan yüksek serbet radikal oluşumunu bertaraf eder. Bu sebeple yoğun antrenman dönemlerinde sporcuların ormanlık kamp alanlarına götürülmesi gerekir ve de götürülürler




YORUMLAR