Bu yazımı yazmadan önce tıp kelimesinin anlamına bir göz attım. Arapça bir kelimeymiş ve hekimlik mesleği ve ilmi demekmiş. Kelime süryanice bilgi, ilim kökünden geliyor. İnsan vücudunun yapısını, hastalıklarını, teşhis ve tedavisini ve de önlenmesini amaç edinmiş bir bilim dalı.
Kitabımız Kuranı Kerim insanı anlatırken, yaratılmış diğer bir çok varlığa olan üstünlüğünden bahseder. Bu üstünlük kendisinde akıl, irade, bilgi, sorumluluk, vicdani özellikleri barındırmasınsan kaynaklanır. Dünyaya geldiğimiz ilk andan itibaren en önemli amacımız yaşamaya devam edebilmektir. Bu sebeple sağlıklı olabilmeyi her şeyin üstünde tutarız. Sağlıklı olmadığımızda kendimizi kötü hissederiz. Kötülük durumumuz sağlığımızın bozulma derecesine göre artar ve ne yazık ki bedensel acılar çekmek de bunun içinde yer alır. Bedensel acıların yanında ruhsal durum bozukluklarında ruhsal acılar da söz konusu olur. Netice itibariyle sağlığımız bozulduğunda, mutluluk kuşumuz havalanır, bizi terk eder. Sağlıklı olmak en büyük şükür sebebimizdir.
Hastalandığımızda yapacağımız şey doktora koşmaktır. Doktor olmak zorlu bir süreçtir ve zorlu da olmalıdır. İnsan bedeninin ve ruhunun tedavisi doktorların becerisine göre Allahın takdiri ile gerçekleşir. İnsanın pek çok canlıdan üstün olması, onun çok daha karmaşık olması da demektir. Bu kadar karmaşık ve çok faktörlü bir canlıyı tedavi etmek; üstün bilgi birikimi ve üstün muhakeme yeteneği gerektirir. Öyleyse doktorları yetiştirirken onları bu iki unsurla donatmak gerekir. Bu iki unsurun varlığının niteliği doktorun da niteliğini belirler.
Bir kişide bilginin ve muhakemenin en üst seviyede olmasını sağlamak, o kişide üst seviyede lQ ve EQ gerektirir. Öyleyse doktor olacak insanların bu özelliklerde olduğunu belirlemek gerekir. Bu belirleme günümüzde üniversite sınavında alınan puanlarla yapılıyor. Demek ki puanın oldukça yüksek olması gerekiyor!
Bundan sonra ise, verilen eğitimin kalitesi giriyor devreye. Sağlıkla ilgili her meslekte ilk temeli temel bilimler teşkil eder ve etmesi gerekir. Fizik, kimya, matematik, biyoloji gibi temel bilimleri, doktor olacaklarda üst seviyeye çıkarmak, doğru teşhis ve tedavi için olmazsa olmazımızdır çünki bu bilimler canlı ve cansız varlıkların temel bilgilerini bize vermeleri yanında, muhakeme yeteneğimizi de üst seviyelere taşırlar. Bu sebeple eğitimin ilk yılında ağırlıklı olarak bu dersler yer alır, almak da zorundadır. Tıbbın babası diye bilinen İbni Sina, sadece bir hekim değil, aynı zamanda çağının önemli temel bilimler alimidir. Böyle olduğu için bu kadar büyük bir hekimdir.
Günümüzdeki teknolojik gelişmeler kuşkusuz ki tıbbı kolaylaştıran bir unsurdur. Lakin bu unsuru tek unsur haline getirmemek gerekiyor. Bir hastayı teşhis ve tedavi etmekte, hastanın hikayesi, şikayetleri, hastalığın belirtileri, muayene bulguları esası teşkil eder. Salt laboratuvar bulguları ve radyolojik incelemeler yanıltıcı olabilir. Özellikle de iyi bir hikaye çok şeyi anlamlandırmada etkilidir. Bu nedenle doktorların iyi bir dinleyici olmaları gerekir. İyi bir dinleyici olabilmek, hem empati yeteneği gerektirir, hem de iyi bir dinleme alışkanlığı. Doğru teşhis için gerekli olan muhakeme, iyi bir dinleyici olmadan gerçekleşemez! Doktorların ayrıntıları kaçırmaması gerekir. Alınan hikayelerdeki şüpheleri gidermede, tahminleri ise desteklemekte laboratuvar ve radyoloji tetkikler kullanılır.
Hastalar standart hastalar ve kompleks hastalar olarak ikiye ayrılır. Standart hastaları hemen bütün doktorlar tedavi eder. Kompleks hastalar için profesörler vardır. Profesörler uzmanlık eğitiminden sonra uzun yıllar tıp eğitimine devam ederler. Kompleks hastaların kompleks olmalarının nedeni birkaç hastalığı bünyelerinde barındırdıkları içindir. Bir hastalık öbür hastalığın belirtilerini farklılaştırabilir yahut ortadan kaldırabilir. Bunu yorumlayarak çözmek profesörün işidir.
Bugüne kadarki yazılarımdan belki biliyorsunuzdur; bazı rahatsızlıkları olan bir kızım var. Bu sebeple o, hastalandığında her zaman kompleks hastalar sınıfında yer alır. Doğru teşhise ulaşmak benim cicimde zordur çünki laboratuvar bulguları karışık çıkar. Onu teşhis ve tedavi edebilmek; üstün tıp bilgisi yanında, çok iyi bir muhakeme ve de üstün insani hasletler gerektirir. Günümüzde tıbbın jet hızıyla bir sanayi haline geliyor olması tedavinin önündeki en önemli engeli oluşturuyor. Bu engelin varlığında benim kızım gibi özel durumu olanlara ne kadar sans kalıyor bilmek gerçekten çok zor. Bu sıralar yine böyle bir sürecin içindeyiz. Bir anne ve bir sağlık çalışanı olarak, doğru teşhise ve tedaviye ulaşabilmek için, bu süreçlerde aktif olarak yer alma misyonumu kullanmam gerekiyor. Benim için bu gerekliliği yerine getirmek, yukarıda anlattığım nedenlerle her defasında oldukça sancılı bir durum oluyor. Sonuca ulaşmamıza az kaldı biliyorum ve her zamanki gibi umuduma sarılıyorum. Sevgilerimle
İHTİMALLER
Ankara'da,
Büyük bir centerda,
Büyük bir profdayım.
Verdim dökümanlarımı.
Onlarda olmayıp,
Bende olanları da anlattım.
Dökümanlara baktı.
Anlatılanları dinledi.
Çok iyi dinlemişçesine,
Beni tebrik etti önce.
Çok hakimmişim ben her şeye!
Ne yapmak istedi bilemedim,
Bilmek de istemedim.
Sonrasında çok konuşmadım.
Mikrofonu uzattım.
Aldı eline seve seve.
Cicime bakmadı,
Muayene etmedi.
Kararını vermişti
Fakat karar yanlış yöne gitmişti.
Nasıl olduysa,
Sözlerim girmemişti hiç cebine,
Dökümanları sokmuştu içine!...
Anlattı anlattı,
Gene gene anlattı.
Aralarda anladınız mı dedi.
Kararının etrafında döndü döndü,
Yine yine döndü.
Bir ara,
Zorluğundan bahsetti işin.
Çok yönlüymüş bizim iş.
Kurulda olsaymış,
Saatlerce konuşulurmuş.
Belki yön değişir diye,
Bir iki soru sordum hafiften.
Çevrilmedi yön,
Kaldı aynı yerde.
Kendi kararımı açıkladım ben de.
Usuleten kabul etti önce
Sonra ama dedi
Anlattıklarını bir kez daha anlattı
Yetinmedi bir kez daha.
Çok zaman harcadı bana!
Onun anlattıkları,
Daha kuvvetle muhtemeldi ona göre.
Hatta muhtemel de değildi, kesindi.
Kesinliği o kelimelendirmeden,
Ben anlayayım istedi.
O böyle yapınca,
Anlamaklığımdan şüphelendim.
Çok zor anlaşılan bir şey olmalıydı ortada.
Anladıklarımın arasındaysa,
Yoktu öyle bir şey
Öyle bir şey aradım önce,
Bulamadım.
Öyleyse kaçırmış olmalıydım.
Her anlatışında,
Daha dikkatli olayım diye,
Önce dört kulak yaptım kulakları,
Sonra sekiz,
Yine yoktu o!
Neredeydi acaba?
Neyse işte,
Zaten onun anlattıklarının hepsi de,
Çöp olmalıydı bence.
Bir nüshası kalsa da bende,
Diğerlerini attım ait oldukları yere.
Bendekini de havale ettim,
BİR'e
Şimdi götüreceğim cicimi,
Bilkente !
İyi olan ihtimalimizi orada,
Başkasına anlatacağım bir de.
Dyt. Güner Erbay


YORUMLAR