KABAK TADI


Sevgili Okurlarım, malum kış ayınının sonuna geldik. Kış sebzeleri de yavaş yavaş tükeniyor tükenmeden bir yazı kaleme alayım istedim. Bilirsiniz muhakkak o kocaman turuncu kabağı. Sizi bilmem ama ben çok severim hele ki tatlısına bayılırım. Üzerine biraz tahin biraz ceviz döktün mü yeme de yanında yat... 
Ah şu kabak her şey onun suçu(!)
Kabağı severim lakin kabak tadı veren insanları hiç sevmem huyum kurusun. "Yeter ulan canıma tak etti, b.kunu çıkardın"ın kibar halidir kabak tadı vermek deyimi. Sürekli aynı şeylerin tekrarlanması, sürdürülmesi yüzünden karşındakinden bıkmak, yorgun, doygun ve onu istemez duruma gelmektir anlamı. 
Bu tip kabak tadı veren insanlar bencildir ve yalnızca kendilerini düşünürler. Misal bir yere misafirliğe, ziyarete veyahut başka bir sebeple 1, 2 günlüğüne davet edilir giderler. Ama 1 ay kalmadan dönmezler. Her daim bahaneleri ceplerinde hazırdır. Eee kabak tadı verdirecek ya. İşi bu(!) Çok da yüzsüz olur bu insanlar kapıdan kovarsın, bacadan girer; bacayı kaparsın, camdan girer. Suratına suratına söylersin kabak tadı verdiğini, salağa yatar anlamazdan gelirler. Sen de insansın neticede ne yapacaksın pes edip kenara çekilirsin. İşte tam da o pes edip kenara çekildiğin an bu tiplerin zirvede halay çektiği andır. Öldürmeyen acı güçlendirir misali küllerinden doğarlar ve daha azılı hale gelirler. Tabiri caizse arsızlaşırlar. Hah işte bir diğer özellikleri de arsızlıktır. Arsızlıktan ötürü olacak ki yüzüne tükürsen yarabbi şükür derler. Yaptıkları yanlış davranışı yüzsüzce sürdürürler. Ha bir de mevzu çıkar mevzusu ise, hedefe ulaşmak için her şey mübahtır der kendine ucu dokunan işte cevval bir aslan iken işini gördüreceği yere kuzu kesilir bu tipler. Aaa haklarını yemeyeyim iyi oyuncudurlar en iyi bildikleri rol de ikili oymaktır. Daha sonra Küçük Emrah, Küçük Ceylan vb rolleri hakkını vererek canlandırırlar "Ben acılar çocuğuyum" vay be ne rol ama (!) Fedakar, cefakar, acılı kabağın günlüğü sinemalarda (!) 
Bu film tutar sevgili okurlarım! Çünkü bir filmde esas olan oyuncunun rolüne bürünebilmesidir. Bizim kabaklar da kendilerini acındırmayı pek iyi bilirler: İki damla gözyaşı, bir iki ses titretme hoooop iş tamam! Dışarıdan baktığında "Ay ne fedakar insan bilemem kim için neler neler yaptı ama bir de onlardan gördüğü muameleye bak." dedirtecek şekilde de dışarıya acındırırlar kendilerini, öyle de kurnazdırlar. Ayrıca hiçbir zaman söyledikleri ile yaptıkları birbirini tutmaz. Söylemde en doğruyu, olması gerekeni bilirken uygulamaya geldiğinde kulaklarının üzerine yatıverirler. Bu noktada edepsizliğe kayar durum. Bir de öyle edepli görünürler ki herkese toz kondurursun bir ona konduramazsın. Arkadaş, yılandan, çıyandan değil edepli görünüp edepsiz olandan, yüzüne gülüp arkandan dedikodu yapandan korkacaksın bu devirde. Yüzüne güldükleri, beraber yiyip içtikleri insanları bir fesatlığa kurban ediverirler. Yaptığı işi, aldığı malı mülkü hesap eder kıskanırlar. İşleri yokmuş gibi başkasının borcunu, harcını düşünmeye başlar şaşıverirler düne kadar canım dedikleri insanın edindiği mala mülke. Şaşmayı çok iyi bilirler her şey bir şaşkınlık duygusudur onlar için. Çünkü şaşma duygusu fesatlığı gölgeler adeta görünmez kılar. 
Yahu fesatlıkla, hasetlikle değil başkalarının hayatına kabak tadı vermeyi bırakıp kendi kendine yetebildiğinde dinginliğe kavuşuyor ruh denen şey.  Sürekli alıcı değil paylaşımcı ve verici olduğunda bolluk bereket içinde oluyor evin barkın.
Sevgili kabak tadı verenler artık yüzsüzlüğü, arsızlığı, kurnazlığı, fesatlığı, insanları kendinizden bıktırmayı bırakın. Başkasının hayatında figüran olacağınıza kendi hayatınızın kahramanı olun. Yaptığınız iyiliklerle anılın. Şu üç günlük yalan dünyada hiçkimsenin mutsuzluğu, huzursuzluğu olmayın. Evler, arabalar, mallar, mülkler, paralar, mücevherler değil bir avuç toprak doyuracak gözünüzü unutmayın. Unutursanız inandığınız Tanrı'nıza hesap günü ne diyeceksiniz?